GENİTAL SİĞİL

GENİTAL BÖLGEDE SİĞİL
Genital siğiller yani kondilomlar Human Papillomavirüs (HPV) enfeksiyonu sonucu oluşan pembe -kahverengi renklerde küçük oluşumlardır. HPV virüsü cinsel temas dışında sadece cilt teması ile de geçebilir o yüzden prezervatif kullanılması geçişi azaltır ama yüzde yüz önlemez. Genital siğiller kadınlarda ve erkeklerde çoğunlukla dış genital organların üzerinde veya anüs civarında ortaya çıkarlar. Daha az yaygın olmakla beraber, genital siğiller vajinanın içerisinde ve serviksin (rahim ağzının) üzerinde de görülebilir. Kitleler mikroskopla tanınabilecek kadar ufak olabilecekleri gibi, çok sayıda kitlenin yanyana gelmesiyle adeta karnıbaharı andıran bir şekilde büyük de olabilirler. Genital siğiller yanma, kaşıntı veya ağrı gibi belirtilere yol açabilir.

(Genital siğil = Condylomata acuminata = Genital wart = Anogenital wart =Venereal wart)

HPV virüsü siğile nasıl neden olur?
HPV çok bulaşıcı bir virüstür ve tam cinsel birleşme olmaksızın yanlızca genital bölgelerin yakın teması ile de bulaşabilir. HPV virüsünün 100’den fazla tipi vardır ve bu tiplerden yaklaşık 40 kadarı genital bölgede hastalık oluşturur. HPV tipleri 1, 2, 3 gibi numaralarla adlandırılır. Birçok çeşit HPV virüsü genital bölgede siğillere neden olabilir ancak genital gölgedeki siğillerin yüzde 90’ında etken HPV 6 ve HPV 11 virüsüdür. HPV virüsünü alan her kadında siğil oluşmaz, hiçbir hastalık yapmadan da virüs vücutta kalabilir ve kendiliğinden kaybolabilir. Virüs alındıktan sonra siğillerin oluşmasına kadar geçen süre çok değişkendir, bazen haftalar bazen aylar sürebilir.

HPV virüsünün bazı tipleri rahim ağzı kanserine (serviks kanseri) neden olurlar. Ancak 6 ve 11 tipleri rahim ağzı kanserine neden olmazlar, bunlar non-onkojenik grup HPV tipleridir. Yani siğil ve kanser yapan HPV virüsleri farklı tiplerdir. Ancak genital bölgede siğil rastlanan kadınların vajina ve rahim ağzı bölgelerinin de muayene edilmesi ve smear tahlili yapılması gerekir. Çünkü vajinada ve rahim ağzında da nadiren siğiller olabilmektedir.

İDRAR KAÇIRMA

Üriner inkontinans kişinin isteği dışında idrar kaçırması demektir. Ciddi boyutta idrar kaçırma her on kadından birini etkileyen bir sorundur.

İNKONTİNANS TİPLERİ
Urge İnkontinans: Kişi idrar hissi geldiğinde tuvalete yetişemez. Aniden idrarı gelir ve bunu geciktiremez, hemen tuvalete yetişmek isterken kaçırır.

Stres İnkontinans: Öksürmek, hapşırmak, gülmek gibi karıniçi basıncının arttırılması sonucunda idrar kaçırmanın oluştuğu durumlara stress inkontinans adı verilmektedir.Genellikle, kadınlarda geçirilen doğumlara veya yaşlanmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Aşırı kilo da burada etkili bir faktör olabilmektedir.
Hastalar hem stres hem de urge tipi idrar kaçırma şikayetlerine sahip olabilirler.

Geçici inkontinans: Yaşlılarda sık olarak karşımıza çıkabilen, bunama, enfeksiyon, ilaç kullanımı, hareketsizlik, kabızlık,ve bunlar gibi birçok nedene bağlı olabilen durumlardır.

Taşma inkontinansı: Mesanenin kapasitesinin üzerinde dolarak taşması sonucunda oluşmaktadır.

Devamlı idrar kaçırma: Sıklıkla idrar yollarının bir bölümü ve vajina arasında oluşan normal dışı bir açıklık (fistül) nedeniyle oluşan sürekli idrar kaçırmadır.

Nedenleri:
– İleri yaş
– Menopoz
– Obezite
– Gebelik
– Doğum (genç yaşta doğum yapmak)
– Kronik öksürükle seyreden akciğer hastalığı
– Diyabet (şeker hastalığı)
– İdrar söktürücü (diüretik) ilaç kullanımı
– Çay ve asitli içecekler
– Dirençli idrar yolu infeksiyonları
– Nörolojik hastalıklar
– İnme
– Medulla spinalis yaralanmaları
– Alkol
– Sigara
– Kullanılan bazı ilaçlar: Benzodiazepinler, alfa-blokörler, kalsiyum kanal blokörleri

Tedavi:
İnkontinansın tedavisi neden olan inkontinans tipine göre planlanır. Enfeksiyon gibi basit nedenler kolayca tedavi edilebilir. Urge inkontinans, davranışsal terapi ile veya ilaç tedavisi ile tedavi edilebilmektedir. Stres tipi idrar kaçırma, özel egzersizler, ilaçlar veya çeşitli ameliyatlar ile tedavi edilebilmektedir.

Kegel egzersizi çoğu hastalarda faydalı olur.
Pelvik taban egzersizleri ile birlikte kullanılan yardımcı yöntemler de vardır Vajinal koniler, geri beslemeli yöntemler, elektrik uyarımı, manyetik sandalye bunlardan birkaçıdır. Yine vajina içine yerleştirilen halkalar (Pesserler) ve üretra tıkayıcı cihazlar (Femsoft) bu amaçla kullanılan yöntemlerdendir.

Polikistik over sendromu

Polikistik over sendromu (PCOS) (Stein-Leventhal Sendromu) genç ve orta yaş kadınlarda görülen en sık metabolik bozukluktur. İlk olarak 1935 yılında Irving Freiler Stein ve  Michael Leo Leventhal tarafından tarif edilmmiştir.
Poli: çok anlamındadır polikistik: çok sayıda kist içeren anlamına gelir. Polikistik over hastalarının çoğunda (hepsinde değil) yumurtalıklarda çok sayıda yanyana dizilmiş ufak kistler izlenir. Bunlar aslında normal anlamda yumurtalık kistleri gibi değildir, onlardan farklıdır, küçüktür.

– Oligomenore, amenore (seyrek adet görme, adet görememe)
– Anovulasyon (Yumurtlama düzensizliği)
– Androjen hormonlarında yükseklik ve/veya buna bağlı aşırı tüylenme (hirsutismus), akne v.b bulgular
– Yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta kistleri
– Şişmanlık
ile karakterize bir hastalıktır.

Polikistik Over Sendromu (PKO, PKOS) olan hastaların % 80’ninde ultrasonografide yumurtalıklarda büyüme, yumurtalık kapsülünde kalınlaşma ve kapsülün hemen altında birçok (10 taneden fazla) küçük kist görülür. Ancak bu görünümün olması her zaman polikistik over sendromu olduğunu göstermez, çünkü normal kadınların % 23’ünde de ultrasonografide aynı bulgulara rastlanabilir.

Hastalık genellikle adet düzensizliği (daha çok seyrek adet görme şeklinde), sivilce, yağlı cilt, kıllanma, infertilite (kısırlık) ve kilo artışı gibi belirtilere yol açar.

Yumurtalık (over) kistleri

Yumurtalık (over) kistlerinin bir çoğu ilaç tedavisi veya ameliyat yapılmadan kendiliğinden birkaç ay içerisinde kaybolur. Ancak bazı kistlerde ilaç tedavisi veya ameliyat tedavisi gerekebilir. Bu noktada kistin kendiliğinden kaybolmasını takip etmek için beklemek veya ilaç tedavisi vermek veya ameliyat kararı vermek bazı faktörlere göre belirlenir, bu faktörler kistin boyutu, kistin görüntüsü, kan tahlilinde belirlenen ca-125 ve diğer tümör markerları, hastanın hikayesi, hastanın yaşı gibi, hastanın şikayetleri gibi faktörlerdir.

Genel olarak yumurtalık kisti 7-8 cm’den küçükse, hasta genç veya orta yaşlardaysa (menopozdan önce), kistin görüntüsünde ve kan tahlilinde ca-125 benzeri belirteçlerde kanser şüphesi yaratacak bir bulgu yoksa bu kistler en azından bir kaç ay kendiliğinden kaybolma şansı verilerek takip edilirler. Bu durumlarda hastanın kullanmasında sakınca yoksa doğum kontrol hapları da tedavi de kullanılabilecek bir seçenektir ancak ilaçsız takip etmekle doğum kontrol hapı kullanmak arasında fark saptanmamıştır.

Çocuklarda ve menopozda bulunan hastalarda (50 yaşından sonra) saptanan yumurtalık kistleri hangi boyda olursa olsun, yukarıda sayılan diğer özelliklerine bakmadan genellikle ameliyat ile alınarak patolojik inceleme gerektirirler.

Yumurtalık kisti aşırı ağrıya sebep oluyorsa, patlama (yırtılma, rüptür), torsiyon (burkulma, dönme) gibi şüpheler varsa bu durumda kistin boyu ve özellikleri, hastanın yaşı ve diğer özellikleri ne olursa olsun genellikle ameliyat gerekir. Bazü rüptür durumlarında karın içerisine kanama az olur ve kendiliğinden durursa ameliyatsız takip yeterli olabilir.

Hangi kistler ameliyat gerektirir?
– 8-10 cm’den büyük kistler
– Menopoz döneminde ve çocuklarda (adet görmeye başlamadan önce) saptanan kistler
– Ultrasonografide dermoid kist, endometrioma veya kötü huylu (malign) kist görüntüsü varsa
– Ultrasonografide kist içerisinde papiller çıkıntılar varsa
– Hastada asit veya başka kanser şüphesi yaratabilecek bulgu varsa
– Solid adneksial kitleler
– Tümör markerlarında (CA-125 v.b) yükselme saptanan hastalar
– Kistin takip edilmesine rağmen küçülmemesi veya büyümesi
– Şiddetli ağrı, rüptür (yırtılma), torsiyon (burkulma), karın içerisine kanama olması
Yumurtalık kisti ameliyatı hakkında detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Patoloji Sonucu:
Her iki ameliyat yönteminde de ameliyatta çıkarılan kist (veya yumurtalık) patolojik incelemeye gönderilir ve kistin türü, iyi-kötü huylu olduğu, kesin teşhis ancak patoloji sonucunda belirlenir.

Bitkisel tedavi mümkün müdür?
Yumurtalık kistlerinin tedavisi ve takibinde asla bitkisel yöntemler, çaylar, içecekler, yiyecekler uygulanmamalıdır. Yumurtalık kistlerinin mutlaka bir kadın doğum uzmanı tarafından takip ve tedavilerinin planlanması gerekir. Bilimsel yöntemler dışında denenecek bitkiler v.b uygulamalar hastaya şifa getirmeyeceği gibi takip ve tedaviyi geciktirerek daha büyük sorunların doğmasına neden olabilecektir.